Prof Dr. Çoşkun Özdemir’e Açık Mektup

Tekrar hatırlamak için arşivlerimizde olan bu yazıyı ön sayfalarımıza taşımayı uygun bulduk.

 

28,03,2005

Ünal Bolat

Sayın Prof. Dr. Çoşkun Özdemir,

Değerli hocam,21 Mart 2005 Pazartesi günü Cumhuriyet Gazetesi’nde “Görüş” köşesinde kaleme aldığınız “Alternatif tedavi Masalı” başlıklı ve sanki adı tamame masal olan yazınızı okuduğumda, kusura bakmayın, “Bu yazıyı gerçekten bir profesör mü yazıyor” diye kendime sormadan edemedim.

Çünkü yazıda bir bilim adamı, bilim dünyasında her geçen gün hayranlıkla takip edilen ve kabul gören yüzlerce alternatif tedaviye, “masal” diyecek kadar bilimden uzak ve önyargılı bir yazı kaleme alıyordu.

Olacak ya, geçende TGRT’de bir proğramda tesadüfen yine sizi izleme imkanım oldu. Orada ikinci şoku yaşadım. Çünkü sizi dinlerken “acaba?” ya gerek kalmamıştı.

***

Proğramda, çocuğuna “Duchen” teşhisi konulan bir anne şöyle diyordu:

“Benim çocuğum yürüyemiyordu. Akupunktur tedavisi ile yürümeye başladı.”

Siz bu açıklama karşısında heyecanlanıp, “Ne oldu da yürümeye başladı?” diye meraklanacağınıza; “ Bu sonucun araştırılması için her türlü desteği vermeye hazırım” diyeceğinize, “Bunda bir yanlışlık var” türü açıklamalar yapmaya başladınız.

Sunucu bayanın bu konularda hiçbir bilgisinin olmaması, ve titrinizin profesör olması, sizin o ortamda maalesef otorite(!) olmanızı sağlıyordu.

Konu hakkında açıklama yapmak isteyen, bu sonuçları bilim dünyasıyla da paylaştığını söyleyen Ph.D.Dr. Nüzhet Ziyal beyefendiyi de adeta kahve ağzıyla “Ben bunu 15 senedir dinliyorum” diyerek susturmak istiyor ve sanki, bu konuda “Sadece beni dinleyin kafi” demeye getiriyorsunuz.

***

Eh siz Bilim adamısınız ya… Bilimsellik sadece size mahsus değil mi efendim?.. Sizin bildiğiniz “Bilimsel” bilmediğiniz değil….

Hatta bir adım daha ileri gidildiğinde, size göre bilimsellik, sadece gelişmiş ülkelerin bulabildiği, bizim gibi ülkelerin de uygulamakla mükellef olduğu bir meta.

Bu kanıya nereden mi vardım?

Bir ara, tıptaki gelişme ve haberdar olmayla ilgili örnek verirken, elinizdeki cep telefonundan bahsedip; “Tıptaki bir gelişme aynen cep telefonu gibi bütün dünyada takip edilir. Gavurcuklar yapar, bizler kullanırız. Tıpta da gelişmeleri maalesef gavurcuklar yapıyor, bizler de haberdar oluyoruz.” Anlamında açıklamalarda bulundunuz.

Bir profesör olarak kendinize layık gördüğünüz mevkii sahi bu muydu?

***

Öte yandan 15 yıldır dinlediğiniz halde bir kerecik anlamaya çalışmadığınız uygulamalarını bilimsel kabul etmediğiniz Dr. Nüzhet Ziyal beyfendi ise, yıllar önce akupunktur yöntemini ilk duyduğu anda, heyecana kapılıp Çin’e kadar gidiyordu. Bu ilmi öğreniyor, bu ilimle (o zaman kadar elindeki mevcut yöntemlerle ciddi bir yaklaşım sunamadığı) hastalarına Akupunktur ile yaklaşım sunmak için gayret ediyordu.

Ve bu insan oğlu insan, yıllar önce size gelip diyor ki;

“beyefendi gelin bu yöntemi üniversitelere beraber taşıyalım.”

Ama siz bu insanca teklifi kabul etmiyor, Ph.D.Dr. nüzhet beyin o günkü televizyon konuşmasında da yüzünüze karşı söylediği gibi “kaçıyordunuz.”

Siz galiba profesör payenize güvenip, kendi ”Masal” dünyanızda, adından başka hiçbir unsuru bilimsel olmayan çalışmalarla oyalanırken, Ph.D.Dr. Nüzhet ziyal, dün Çin’e gidip öğrendiği bu ilimle, bugün Dünya Akupuntur Derneğinin ikinci başkanlığını elde ediyor, ve yaptığı başarılardan dolayı, Nobel’in yeğeni Karl’dan ödül alıyordu.

***

Türkiye’de söz konusu onbin kas rahatsızlığı olan insanları siz bilimsel(!) yöntemlerinizle tedavi ettiniz de, Ph.D.Dr. Nüzhet Ziyal bey, elinizden mi aldı?

Oysa o insanlar, akuıpunktur tedavisine gitmeden önce, sizin gibi titir sahibi insanların kapısını kaç kez aşındırıyorlar bunu biliyormusunuz.

***

Alternatif tedavilere inançsızlığınız sebebiyle, rahatsızlığın daha üçüncü dördüncü safhasında göndermediğiniz o zavallı insanlar, artık sizin deneme tahtasına döndürdüğünüz uygulamalarınızdan ümidi kesip de, son çare olarak, üstelik şartlandırdığınız için de korka çekine ve acaba diyerek gittikleri akupuntur tedavisinden, hastalık altıncı safhasına gelmiş ve geç kalmış olmasına rağmen, yine de sizlerin bile inananamadığı o mükemmel sonuca ulaştıklarında ve siz de bir şekilde görüp bu başarıya muttali olduğunuzda, zevahiri kurtarmak için “Bir yanlışlık var efendim, bunu bilimsel olarak izah etmek zor” gibi lafı evirip çevirmek zorunda kaldığınız, akupuntur tedavisine bu insanları göndermediğiniz için “Yahu bu insanların yıllarca parasını aldık, ne dediysek hiç itiraz etmeden uyguladılar. Ama hayret ki sadece Akupunktur tedavisinden fayda gördüler.” Diye hiç mi vicdanınız sızlamıyor?

***

Ph.D.Dr.Nüzhet Ziyal bey “Akupunktur tedavisi ile kas hastalıklarına %30 yaklaşabiliyorum” diyor. Elli altmış kadar tedaviye aldığı hasta olduğunu söylüyor. Bu uygulamalarını bilim dünyasına tebliğ olarak sunduğunu ve kabul gördüğünü söylüyor.

Siz ne yapıyorsunuz hocam?

“Olamaz, imkansız, bilimsel değil!” demekten öte ne yapıyorsunuz.

Örneğin, Kas Hastalıkları Derneği Başkanısınız.

Bir başkan olarak, Türkiye’de bu rahatsızlıktan müzdarip on bin hastanın hangisiyle ilgili bir gen çalışması yaptınız? Hangisini bilim dünyasına tez olarak sundunuz?

Bu konuda ne tür bilimsel bir veri ortaya koydunuz? Varsa bu veriniz bilim dünyasında nasıl bir tepki gördü?

Bunlara cevap vermek yerine, bir doktorun kişisel çabalarını karalamaya kalkışmak çok mu bilimsel bir çalışma hocam.

Siz bir bilim adamı olarak “tedavi yöntemlerinin” peşinde mi koşuyorsunuz, yoksa insanlığa faydalı olmanın peşinde mi?

Size göre hastanın iyileşmesi mi önemli, yoksa hangi yöntemle tedavi olduğu mu?

Ünal Bolat
unalbolat@netbulmail.com