Diabet

Biz 30 yıllık obezite çalışmalarında şu prensipten yola çıktık: Obez hastaların kilo almalarının bir sebebi olmalı.Yaptığımız muayeneler ve dedeksiyonla tetkikler sonucunda bulgularımızı laboratuar muayeneleri ile teyit etmeye yöneldik.Obezite sebebi olarak hastalarda 1.sırada diabeti tespit ettik.Buna bağlı olarak veya bağımsız olarak ikinci sırada tiroidin fonksiyon bozuklukları geliyordu. 3.sırada apistat merkezinin gereğinden fazla açık olması ve hastanın yemeğe karşı saldırısı ve doyma hissinin normal dengesinin bozulmuş olması geliyordu.

Bunların dışında hastalarda mide sendromları,barsak parazitleri veya patolojileri,cinsel ve hormonal dengesizlikler de obeziteye sebep oluyordu.

Psikolojik dengesizlikler bütün bu sebeplerden ayrı olarak bir kilo sebebi olabildiği gibi diğer sebeplerle de bir arada da bulunuyordu.

En yoğunluktaki sebep olan diabette, hiperglisemi olduğu gibi hipoglisemi de oldukça yüksek oranda karşımıza çıkıyordu.Diabete neden olan tiroid bozuklukları fizyopatalojisi bilinen bir gerçektir. Ülkemizde obezite sebeplerinden birisi de hiçbir sebep olmadan sadece yemek yemesini bilmemekten kaynaklanmaktadır.Yaptığımız araştırmada 60 kişilik yemek salonunda öğle yemeğinin yeme süresi üç kap yemek için 4 dakikayı geçmiyordu.Çoğunluk 3 dakikadır.En ağır yemek yiyenlerin bir lokmayı ağzında çiğneme sayısı 3 veya 5 defa oluyordu.Halbuki mideye giden gıdalar eğer ağızdaki fermentlerle, enzimlerle yeterince karışmaz ve yeterli süre beraber olmazlarsa o gıdalar mideden sonra hemen yağa çevriliyor ve glikojen haline dönüştürülemiyor. Sofralarımızda yemek yerken, her lokmada çatalı ve kaşığı elden bırakma alışkanlığımız yok.Çatal elde kalacak ki çabuk gidip gelsin.Obezite tedavisinde bu ana faktörlerin mevcudiyetini görüp ona göre tedaviye yönelince çok enteresan neticeler aldık.Sadece çiğnemeyi öğrenerek bir ayda 4 kilo verebilen vak’alar var.Biz bu konuları ayrıca anlatmayı düşünerek ana konuşmamız olan “Diabet”e geçiyoruz.

Bize başvuran kilolu hastaların %85 inde şeker dengesinde bozukluğun sinyallerini aldık ve genetik araştırmada şüphelerimizin doğrulanması sonucu hepsinde “Oral Glikoz Tolerans Testi” yaptırdık.Dedeksiyonla şüphelenilen bütün hastalarda tolerans testi bozuk çıktı.Yükleme kelimesi yanlış anlamalara sebep olduğu için biz toleransı tercih ediyoruz.Laboratuarı genellikle bizim dışımızdan seçtik ve bu konuda en güvenilir müesseseyi bulduğumuza kani olarak bir çok hastamızın tolerans testini orada yaptırdık(Referans Laboratuarı).

Glukoz Tolerans testinide şeker dengesi bozuk olan hastaların % 70’inde açlık kan şekeri normal hudutlarda idi. Bu da gösteriyor ki sadece açlık kan şekeri yeterli bir araştırma değildir. 40 günlük lohusa olan bir anne 110 kilo olarak bize başvurdu,açlık kan şekeri 320 bulundu eşide 120 kilo idi ve şekeri 280 tespit edildi.

Hastaları hospitalize ederek sadece Akupunktur ve Rejimle ilaçsız tedaviye aldık .Hastalar 5 günde 4 er kilo verdiler .Bebeklerine test yaptırmadılar.

Glukoz Tolerans testi bozuk hastaların %30’unda açlık şekeri 120’nin üzerinde bulunmuştur. Bazı laboratuarlarda neticelerin şüpheli gelen cevaplarını tekrar kontrol ettiğimizde yanlışlıklarla karşılaştığımızı anladık.Toleransı bilmeyen, 3 saatlik zamana uymayan, bir gün sonra tetkik yapısı gibi burada sayılması zor yanlışlıklarla karşılaştık.

Açlık kan şekerine bakıp da sizde yüklemeye gerek yok diyen kamu hastaneleri çoğunluktaydı.İdrara bakma alışkanlıkları yoktu.1.kanı damardan 2.kanı parmaktan alan kuruluşlar gördük.Tolerans testlerinde bazen 4 saate çıkma gereği duyulmaktadır, ayrıca sabah açlık kan şekeri miktarı ile öğleden sonraki açlık kan şekeri miktarlarında farklılıklar bulunduğunu da düşünmelidir. Her kesime göre açlık ve besinden sonraki kan şekeri kontrolü de çok önemli uygulamaya yol açacaktır.Bu şekilde diyabetlinin beslenmesinde değerli ışık tutacaktır. Hastanın diyetinde vereceğimiz karbonhidratların kaynaklarına göre farklı glisemik cevaplar vereceği için hastanın karbonhidrata vereceği kan glikoz seviyesine bakarak diyet uygulayacağımız için kan kontrolleri fevkalade önemlidir.

Türk Diabet Derneğinin bir sözcüsü ülkemizde insanlarımızın % 60 ında şeker dengesinin bozuk olduğunu bildirmişti.Bizim obezlerin %85 inin şekerli oluşu doğaldır,geri kalan %15 in şişmanlık sebebi Apistatın kapanmaması ve diğer saydığımız sebeplere bağlı olmaktadır.Kilolu hastaya sadece yemeğinizi kesin, kilo verirsiniz demek veya sayıları yüzlere ulaşan birbirleriyle çelişkili perhiz listeleri vermenin bir işe yaramadığı aşikardır.Eğer yarasaydı bu kadar çok çeşitli diet listeleri olmazdı. Aynı sofrada aynı yemeği yiyen pek çok kişide bile kilo farkları bu gerçekleri gösteriyor.1945 yılında hocamız FRANK şeker hastalığını anlatırken bir hastanın kilo verememesinin sebebini araştırdı ve hastanın yatağının altında iki kutu çikolata bulunduğunu gösterdi.Bize şeker hastalarının kendi mallarını çalıp yiyebileceklerini öğretmişti.

Bu sebeple obezite tedavisinde şeker problemini önde tutmak zorundayız.

Obezitede tüm vücudun yağlanması ve hücrelerde yağ asitlerindeki artış sebebi ile insülin direnci artar.Bu da diabet hastalığının ortaya çıkmasına veya artmasına neden olur. Endotel disfoksiyonu sebebi ile kardiovasküler sistemde bozulmalar meydana gelmektedir. 10% kilo kaybı sonucu damar fonksiyonlarında faydalı gelişmeler oluşmaktadır.Bu bulgu hastaların hepsinde aynı neticeyi vermemektedir.Bu sebeple diabette “kilo kaybederse deveran sistemi düzelir” diye kesin bir bilgi yoktur.Diper faktörleri de göz önüne almak gerekmektedir.

Diyabetin ilaçla tedavisi şu şekilde yapılabilir:

Biz %10 hastada glucophage kullandık.Bir Mısırlı araştırmacı glucophage’ın karaciğer yağlanmasını gerilettiğini ifade etmiştir.Glucophage hipoglisemide de etkili bir ilaçtır.Diabette seçilecek gıdalarda ana faktörler kısaca şöyle olmalıdır:

Tercih edilecek karbonhidratlar rafine olmayan kompleks karbonhidratlar olmalıdır.Bunların absorbsiyonu daha yavaş olduğu için hiperglisemiye daha az sebep olurlar.Karbonhidratlar farklı besinlerle alındığı zaman farklı glisemi düzeyi oluşturdukları bilinmektedir.Bu farklılık kişisel özelliklere de bağlıdır.Mide boşalma hızı, aktivite özelliği, yaş ve çiğneme alışkanlıkları bu özelliklerden birkaçıdır.Bu sebeplerle katı bir diyet örneği bulunamaz.Posalı diyetlerin glikoz ayarlamasında rolü büyüktür.Posa absorpsiyonu zorlaştırarak glikoz seviyesini azaltır.Yulaf, kepekli, çavdar, tam undan yapılmış makarna, fasulye, bezelye, kuru baklagiller ve mayalar yüksek posalı yiyecekler olarak bilinmektedir.Diabetiklerde proteinler ve yağlar kısıtlı olmalıdır.Proteinler günde 150 g gibi ideal seviyede kalmalı yağlar ise 60 g’ı geçmemelidir.Alkol en çarpıcı olarak nöropatiye sebep olabileceği için tamamen kaldırılmalıdır.

Bir sene takibe aldığımız hastalarda akupunkturla diyabet tedavisi
82 hastalık grubumuzda bulduğumuz sonuçları özetleyecek olursak:

Hastaların hepsi bize kilo vermek için başvurdu, hiçbirisi diabetli olduğunu bilmiyordu. Tiroid dengesizliği ile glucose tolerans bozukluğu beraber olan hastalarımızda Akupunktur yoluyla Tiroid tedavisi de eklenince düzenlemeler daha çabuk olmaktadır. Örnek olarak ; şeker, tiroid, ve genital kistleri olan 2 hanım hastamızda Akupunkturla 6 ayda alınan neticeler jinekologların inanamayacağı kadar başarılı olmuştur.O halde bütün hormonların dengesini düzeltmeye yönelik tedavi uygulamalarıdır.

Hipoglisemi konusu.

Reaktif hipoglisemi dediğimiz tolerans testinde 3 saateki ölçümde 70’in altındaki değerler bunu ifade ediyor.

Bu hastalığın tedavisi klasik kitaplarda yoktur.
1977 yılında Almanya’da Akupunktur derneği başkanı olan Dr.KAMPİK,Reaktif hipoglisemi tedavisindeki başarıyı yayınlamıştır.Biz de o zaman kendisinden bu uygulamayı öğrendik. Dr.Kampik noktaların tesbitini nabız ölçümleri ile yapıyordu. Biz daha sonra nokta tayinini dedeksiyonla veya ryodoraku ile yaptık.Reaktif hipoglisemi tedavisinde nokta uyarısına ek olarak çiğnemeyi öğreterek ve 3 saate bir şekersiz yiyecekler vererek çok olumlu sonuçlar almış bulunuyoruz.

1) Tolerans testi yapılan hastaların yüzde kaçında hipoglisemi, yüzde kaçında hiperglisemi var? %78 hiperglisemi, %19 hipoglisemi olarak bulundu.3 kişide glikoz tolerans testi ne düşük, ne yüksek görülmemiş devamlı orta seviyede kalmıştır.Yani 130,120,110 mg gibi.Bunu da dengesizlik olarak kabul ettik.
2) Kaç hasta kaç seansta cevap verdi?
3) Cevap vermeyenler neden vermedi?
4) Cevap verenlerin kilo vermeleri daha iyi oldu mu?

Bütün bunların ışığı altında obezite hastasının neden obez olmuştur sorusunu sormak ve başta söylediğimiz sebepleri araştırmak, şekerin tedavisini akupunkturla yapmak, tiroid dengesinin normale dönüşmesini sağlamak suretiyle alınan neticeler başarılı olacaktır Tiroidle diabet arasındaki ilişkileri çok kısa olarak özetlersek ;Diabet hipothalamik seviyede Tiroidi etkilemektedir. Çok önemli bir hususta TSH ,solunumu etkiliyor olmasıdır.5 element nazariyesini düşünürsek bununda Pankreası nasıl etkilediği anlaşılacaktır. Yüksek glikoz seviyesi periferik dokuda T4’ün T3’e değişimini engelliyor bu da hastada sabahları uyanma zorluğu olarak görülen metabolizma düşüklüğüne sebep oluyor.Hipoglisemide hepatik T4 ve iodinal aktivite azalıyor.

Yayınlanmış bir araştırmada 820 diabet hastasında Tiroid disfonksiyonu ,120 hastada Tiroid morfolojisinde bozukluk tespit edilmiştir. (The journal of Endocrinology – 1999)

Yani diabetli hastada Tiroid dengesizliği yüksek düzeyde görülmektedir.Akupunkturla obezitede alınan neticeler palyatif, sadece kilo vermeye yönelik olması en büyük şikayet konusudur.Halbuki bu sebepleri tedavi ederek neticeye varabilirsek bu kilo veriş devamlı olacaktır.Önemli bir hususu daha belirtelim ki hasta şekerli olduğunu öğrenmiş olacak ve hayatını ona göre sürdürecektir.Veya tiroid fonksiyon bozukluğunu bilerek devamlı tedavisi ile uğraşacaktır.Ayrıca selülitlerin akupunkturla tedavisi yoluyla diabetik hastadaki yağ metabolizmaları da dengelenmektedir.

Diabet hastalarındaki hepatik glikoz absorbsiyonunun her zaman tek başına insüler sistemin etkisine bağlı olmadığı anlaşılmıştır.Diğer glikoz sentez sistemini ve glikokinaz sentezindeki bozuklukları da hesaba katarsak akupunktur tedavisinin neden bu kadar başarılı olduğu meydana çıkar

Diyabet olduğunu tesbit ettiğimiz 82 hastada yaptığımız akupunktur ile tedavinin sonuçları fevkalade başarılı olmuştur.

Hemen üzülerek belirtelim ki hastaların 30%’u tedaviyi çok kısa sürede terk etmiş ve neticelerinin kontrolüne gelmemiştir.

Başarılı sonuç aldığımız hastalardan çok az sayıda hasta 3 haftada regüle olmaya başlamışlardır. Çoğunlukta olanlar 3 ayda cevap vermişlerdir.Bütün hastalarımıza tedaviye devam etmeleri önerilmektedir.10% kadar hastamız tedaviyi ikazımıza rağmen artık gerek yok diyerek kesmişlerdir. Akupunktur diyabet hastalığında ve tiroid dengesizliğinde başarılı sonuç veren bir tedavi yöntemidir.