ÇAĞIN HASTALIĞI STRES VE ÇARELERİ

stress

Tarih: 10.06.2005
Yer: Burhaniye Münevver Ayaşlı Kültür Merkezi / Üsküdar
Konu: Çağın Hastalığı Stres ve Çözüm Yolları
Konuşmacı: Uz. Dr. Nüzhet Ziyal/ Büyük Çamlıca Hastanesi Başhekimi

“Merhaba… Hepinize stressiz, sağlıklı ve mutlu bir hayat diliyorum.
Bugünkü konumuz stres. Stres nedir? Günümüz insanı, çözümünü tek başına bulamadığı, bir türlü de kurtulamadığı, hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş sorunlar yumağıyla boğuşur.

Bu sorunlar önce düşünce yapısını sonra da huzur ve mutluluğunu allak bullak eder. Üstelik stresin somut bir adresi vakti saati, yeri ve zamanı yoktur. Doğumdan ölene kadar, sabahleyin evden çıkıp, akşam eve gelene kadar, eğitimde ilk okuldan başlayıp üniversite bitene kadar; hayatın her safhasında insan stresle karşı karşıyadır.
Örneğin, hiç beklemediğiniz bir anda, evdeki bozulan musluk ve daha da ötesi, bu musluğu tamire gelen ve üstelik işini bilmeyen bir usta durup dururken sizi strese sokabilir. Hiç kusura bakmayın. Ne yazık ki bu bir espri değil gerçektir. Bugün evinizde yardımınıza gelecek hakiki bir teknisyen örneğin bir musluk tamir edecek adam bulamıyorsunuz. Çoğu eğitimsiz, kulaktan dolma bilgilerle iş yapmaya çalışan bilgisiz insan. Geçen gün sordum birisine;
-Şu borunun yerine şöyle bir boru kullansak ne olur, dedim.
-Bilmiyorum, cevabını verdi.

Evet, bilmiyor çünkü okumamış. Görmemiş. Oysa bir ülkenin, kültürlü demircisi, kültürlü manavı, kültürlü berberi olduğunu düşünseniz ya. O zaman hayatınız olumlu yönde ne kadar değişecektir değil mi? O halde, bilgisiz birisiyle münasebetiniz başladığında stres de başlıyor. Aslında stres nerde başlıyor. Tahsilde başlıyor. Evvela eğitimde başlıyor. Diyelim ki çocuğu temel eğitime yazdıracaksınız? Hangisine, ne zaman, özel mi devlet mi? Özelse kaç para gibi bitmez tükenmez sorularla beyniniz hallaç pamuğu gibi yorulacak. Sonra onun okula gidip gelmesi.. Okul servislerinin durumu . Sabah uyku sersemi çocuğun bir buçuk saat trafikte tıkış tıkış ilerlemesi… Bir insan o yaşta evinden çıkıp da bir buçuk saat o daracık minibüsün koltuğunda, kirlenen havanın içinde okula giderse ne anlar o okuldan? Okul bitti, akşam yine evine dönerken yine bir buçuk saat yolculuktan sonra evine ulaşacak. Bu çocuk artık evde nasıl ve neyi çalışacak ki? Yorgun argın gelmiş. Bu durum hem çocuk için hem velisi için bir strestir. İşte stres o yaşta başlıyor. Neyi anlatıyorum. Stresi anlatıyorum.
Çocuk eve geliyor. Anne babanın görevi ne?
“-Haydi çocuğum çalış!”
Çocuk pelte gibi eve gelmiş, ne çalışacak. Sabahleyin bir buçuk saat yorulmuş. Okulda dersle kafası yoğrulmuş. Okuldan akşam aynı yorucu yolculukla eve gelmiş. Bu çocuk daha ne çalışacak hangi kafayla çalışacak? Anne baba bunu görmüyor. Bilmiyor. Bilse de yapacak bir şeyi yok. Haydi ortada yeni bir stres.
“-Çocuğum ders çalışmadı.”
Şimdi annelerin stresi başlıyor. Anneler bize geliyor veya çocuklarını getiriyorlar: “-Doktor bey, çocuğuma ders çalıştıramıyorum.” Çocuğa dönüyoruz. Boynunu büküp sızlanıyor: “-Ders çalışamıyorum. Yorgunluktan kafam almıyor.” Buyurun bir stres daha…

***

Strese çağın hastalığı diye başladık. Neden? Çünkü yüz yüzeli sene evvel stres yoktu. Çocuktan örnek verdik ondan devam edelim. O dönemlerde hiçbir çocuk okula böyle vasıtayla falan gitmezdi. Onun yerine sabahleyin temiz havada on- onbeş dakika yürüyüp, hem uykusu açılır, hem beyni oksijenle dinçleşir, sınıfa girdiğinde dersi iyi anlar, akşam yine bir onbeş dakika daha yürüyüp evine gelirdi, ne güzel.
Arkadaşlar bunun dahası var. Bilgilerin sadeliği. O dönemlerde öğrenecek bilgiler karmaşık değildi. Bilim bugün o kadar süratli gelişiyor ki, insanda stres yapıyor. Bugün bilimin peşinden yetişmek insan için imkansızlaşıyor.
Düşünün. Şimdi bilgisayar diye bir alet var. Müthiş bir makine… Kullanmak, faydalanmak için alıyorsunuz. (Onu öğrenmek de stres.) Onla uğraşıyor didiniyorsunuz. Nihayet sonunda başarıyorsunuz. İyi kötü öğreniyorsunuz. Aradan altı ay, bilemediniz bir yıl geçiyor, elinizdeki bilgisayar demode oluyor. Niye? O bilgisayarın üst modelleri çıkıyor. Ondan daha kapsamlı, daha hızlı, daha çok özelliği olan bir makine… Elinizdeki bilgisayar, bu üst model bilgisayarlarla uyum sağlamıyor. Haydi bir stres konusu… Belki daha taksiti yeni bitmişken yenisini almak zorunda kalıyorsun. Yinesini almak için para lazım. Al sana yeni bir stres daha. Diyelim aldın, onu da öğreneceksin? Nerden? Kursuna gideceksin vs. Stres aramaya gerek var mı? Araba da öyle… Hergün bir yeni model çıkıyor. Bugün onu yarın bunu derken otomobiliniz sizi strese taşıyor. Nasıl? Trafiğe çıkıyorsunuz efendim. Bundan daha müthiş stres mi var?
İşte rezalet o zaman başlıyor.
Darılmaca gücenmece yok. Bizim insanımızda bir acayiplik var! Dünyanın hiçbir yerinde, trafikte seyreden diğer bir sürücüye bu kadar saygısız davranılan başka bir ülke yok.
Birkaç ay evvel yurt dışında idim. Öyle çok gelişmiş bir ülke de değil. Beyrut’ta idim bir sebeple. Koca şehirde altı noktada trafik lambası var iyi mi? Ne demek bu?
Herkes birbirine o kadar saygılı ki kimse lambaya gerek duymuyor. Gelen eğer sağdan gelmişse, ve yol ana yolsa, soldaki ona yol veriyor. Soldan gelmişse, yol ana yolsa, sağdaki ona yol veriyor. İkisi de aynı eşitlikte yolsa mutlaka sağdaki soldakine yol veriyor. Halk bunu öğrenmiş. Girip çıkıyorsunuz hiçbir problem yok. Kavga yok döğüş yok. Lüzumsuz korna falan yok.
Şimdi sizler… Eşleriniz, çocuklarınız veya kardeşleriniz vs. araba kullanıyor.
Arkadaşlar!
İstanbul’da yarım saat araba kullananın değil başka bir şey yapması, konuşacak hali kalmıyor. Hiç kusura bakmayın! İstatistiklere göre bunların 5/1’i sarhoş. Sarhoş deyince mutlaka alkollü demek değil. Bunların içinde tinercisi var, eroinmanı var, kokainmanı var var da var. 5/1 akıl ve ruh hastası. Maalesef şu anda araba kullanan halkın beşte birinin ruhsal dengesi yerinde değil. Diğerlerinin ya kendince işi acele, ya beyefendi bir stres sebebiyle sinirli, kimseyi gözü görmüyor. Kimisi egosunu tatmin etmekten başka zevk alan maganda dedikleri tip… Bunları detaylandırabilirsiniz. Nihayet bu anormal insanların araç kullandığı anormal trafikte arabanızla yarım saat bir yere gittiğiniz zaman, insanda ne çalışma hevesi, ne moral ne enerji anlamında güç kalıyor. Bu da çağın hastalığı stresin sebeplerinden.

***

Doktora gittiniz… Doktor da insan değil mi? Adamın önünde otuz hasta var. Her biri ayrı bir dünya. Her biri ayrı dertten muzdarip. Doktor da bunalmış.. Ama siz hasta olarak doktorun bunaldığını düşünmezsiniz. Sizin hasta olarak, doktordan sevgi şefkat alaka bekliyorsunuz. Doktorun yorgunluğu sizi ilgilendirmez. Katılıyorum.
Ama doktor elinde değil, bir süre sonra istese de o şefkati gösteremiyor. Yorgunluktan hal kalmamış. Bedenen dayanması mümkün değil. Sesler robotlaşıyor bir zaman sonra;
“-Ne istiyorsun?” diyor hastaya.
Adeta hakaret gibi bir soru bu. Oysa belki de o anda doktor hastadan ilgi ve merhamet veya en azından anlayış bekliyor. İşte stresin çare aranacağı yerde bile stres böyle başlayabiliyor. Orada da karşılıklı stres yaşanıyor. Ben bunu hergün görüyorum. Her yanımda çalışan doktorun ve hastanın stresli halini görüyorum. Hasta zaten hasta. Ondan bir şey beklenmez. Ona şefkat ve sevgi verebilirsiniz ancak. Ama doktorda hal kalmamış ki bunları gösterecek. Şimdi doktor da haklı, hasta da haklı. Ama ortada bir stres var iki taraflı.

***

Neresinden tutarsak tutalım günlük yaşamımızda stressiz bir şey yok. En mutlu şeylerden biri olan alış veriş için gittiğiniz mağazada, son kullanma tarihi geçmiş ürünün üzerine yapıştırılan ilave etiketi, eve gidince fark ettiğinizde nasıl sinirlenmezsiniz ki? Alın işte bir stres. Yarın gittiğinizde acaba kabul edecek mi, yoksa ambalajı bozdun diye iade almayacak mı? Ben bu adamı ne yapayım? Tüketici derneklerine şikayet etsem mi ki? Falan filan… Durduk yerde karşınıza çıkabiliyor stres.
Bir fırına gidin. Ekmek alın. Adam ekmek vermeden az önce burnunu karıştırdığının farkında bile değil. O ekmeği alsanız mı almasanız mı? Şimdi güya eldiven giyiyorlar. Demin dedik ya, her mesleğin kültürlüsü. Adam eldivenle ayakkabısını giyiyor. Ben gördüm. Çünkü daha o kültürle yetişmemiş. Arkadaşlar ben hep söylüyorum.
Türkiye’nin en büyük noksanlarından biri güzel dinimizden habersiz yaşıyor olmamız. Çin’deki ilmi almamızı emretmiş. (Ben akupunkturu gidip Çin’de öğrendim) Daima gülmemizi emretmiş. Kendisi gülermiş biliyorsunuz. Bu memlekette gülen adam gördünüz mü siz? Herkesin suratı asık. Herkesin morali bozuk. Üstelik gülmek ayıp karşılanıyor. Hayret! Kadın olarak biraz fazla gülseniz, karşınızdaki adam binbir türlü mana çıkarmaya çalışır. Gülümsemeseniz “Vay efendim ne somurtkan şey” olursunuz.
O halde çağın hastalığı stresin çözümünde biz, İslamiyet’tin en güzel hasletlerinden de habersiz yaşıyoruz, kusura bakmayın.
Bir de Allah bize bir Atatürk vermiş. Dinimizin de kurtulmasına, memleketin bu hale gelmesine sebep olan adam. Onun da o kadar güzel lafları var ki? Ne yazık ki, onu da almamışız. Onun da hep olumsuz kötü taraflarını almışız. Vay içki içermiş de falan. Atatürk içki hastalığından ölmedi. Ben bunu doktor olarak yazdım. Atatürk sıtma hastalığından öldü. Zavallı, dağda en önemli zamanda bile sıtma krizi geçirmiş.
Arkadaşlar! Ne demek istiyorum.
Biz stresi yenmek için gereken bu güzel hasletlerden, diğer bir ifadeyle, eğitim ve terbiyeden nasiplenmenin yollarını aramamışız. Ya neyin peşinde olmuşuz? Daima birbirimize kandırmanın, küçük görmenin, kendini ön plana çıkartmanın, kısaca egomuzu tatmin etmenin peşinde olmuşuz. Bir de özellikle hanımlar arasında yaygınlaşan gösteriş.
“-Onun var benim yok!”
Bunların hepsi stres.

STRES NELERE SEBEP OLUR?

Arkadaşlar!.
Stres denen bu hastalık insanlarda her türlü kötülüğü yapabilir. Stresli insan kansere bile duçar olabilir. Stresli insan kavgacı olur. Stresli insan işinde başarısız olur. Stresli insan evinde zevksiz olur. Stresli insanın cinsel hayatı olmaz. Stresli insanın midesi bozulur. Ekşime gaz şişkinlik, yanma vs yapar. Hani kimileri “gasrtrit oldum, reflü oldum” falan derler. Onların hepsi stresten olur.

***

Mide hastalıkları, göz hastalıkları, bağırsak hastalıkları say say bitmez. Stres ishal yapar. Birçok kolitli hastalık sterden sonra başlar. Hiç unutmam bir yerde yangın çıktı. Oranın başkanı yangına koşacağına tuvalete koştu. Niye? Bağırsağı bozuldu stresten.
Meşhur hikayedir. Bir dervişin evi yanmış, gelmiş söylemişler. Düşünmüş:
“-Şükürler olsun” demiş.
Bir mana verememişler. Başka bir zaman çocuğu kaza geçirmiş. Haber vermişler. Yine düşünmüş, “-Şükürler olsun” demiş.
Sorduklarında cevap vermiş. Evim yandı ama içinde ben yanmadım. Çocuğum kaza geçirdi ama ölmedi.

***

Stresli kadın hamileyken çocuğu da mutlaka rahatsız olur. Burada bir anekdotu sizinle paylaşayım.
Arkadaşlar!
Anne, hamileyken karındaki çocuk her şeyi anlıyor biliyor musunuz? Yaşadığım bir hatırayı anlatayım. “-Astımlı bir hamile kadını, bir anneyi tedavi ediyorum. Hergün de annenin karnındaki çocuğa sesleniyorum. Annesi de çocuğunu daha doğmadan sevdiğim için sevinip mutlu oluyor.
Bundan tam 25 sene evvel… Derken doğum oldu. Anne kurtuldu. Kırkı çıkanca kadın çocuğuyla birlikte bana teşekküre geldi. Çünkü anne tedavi sonrası çok iyi olmuştu. Muayenehanenin kapısından içeri girdi. Benim odamın kapısını açtılar. Çocuk birden bire böyle, gözlerini açıp, kollarını ileri oynatarak benim kucağıma atlamak ister gibi hareketlendi.
“-Aaa,” dedi annesi şaşkınlık içinde.
Dedim ki, biz onunla konuşuyorduk ya… Evet. Çocuk beni tanıyor.
Arkadaşlar…
O halde stresi biz dünyamızdan kaldırmalıyız. Stresli bir kocadan hayır yok. Stresli bir hanımdan hayır yok. Stresli bir talebeden hayır yok…
-Peki nasıl yapacağız?
-Gayet basit.

STRESTEN KURTULMANIN YOLLARI

-Evvela ne yapalım. Her şey Allah’tan. “Kader!” diyeceğiz ve sabrı öğreneceğiz. Bu demek değil ki, gayret göstermeyeceğiz. Hayır. her şeyin en iyisini en mükemmelini yapmaya, çalışıp kazanmaya, başarmaya çözmeye gayret göstereceğiz. Sonra gönlümüzün arzu etmediği bir sıkıntıyla karşılaştığımızda da sabretmesini kendimize düstur edineceğiz. Eskiler insana moral vermenin yolunu şu güzel sözle sağlamaya çalışmışlar:
-Vaki olanda hayır vardır.
Peki Yüce Allah ne buyuruyor Kuranda? Asr suresinde?
Sabredenlerden olmayı öğütlüyor. Kuranda her derdin çaresi var. Yeter ki anlayalım. Bir defa stresin en büyük çaresi sabır.
Sabrettikten sonra ne yapıp yapıp bu millete gülmeyi öğretelim. Tabii sululuk anlamında değil. Tebessüm ve hoşgörüyü… Bu şekilde güne başladığınızda stressiz olursunuz.
Karşılıklı iyi niyet çok önemli. İnsanlar stresi kendileri yaptığı gibi, isteseler stresten de kendileri kurtulabilirler. Burada da iyi niyet çok önemli…

***

Her şeyde olumluyu görebilmek stresin bir diğer ilacı. Şimdi meşhur bir hikayedir. Bir Alman ile bir İskoçyalının, ikisinin de yarım bardak birası kalmış. Alman, kederlenerek demiş ki:
“-Kala kala yarım bardak biram kaldı.”
İskoçyalı ise, iyimser bir şekilde konuşmuş:
“-Ooo, daha yarım bardak biram var.”
Elinde olana sevinmek de stresi azaltan hatta yok eden sebeplerdendir.
Şükretmek, iyimserlik stresin en güzel ilacıdır. Düşünün bakın buraya kadar gelebilmişsiniz. Nefes alıyorsunuz, beni dinliyorsunuz. Ben buraya kadar gelmişim konuşabiliyorum. Sağlığımız yerinde… Şükredecek, iyimser olacak o kadar şey var ki…

***

Öfkeye mağlup olmayın… En kızdığınız bir anı düşünün. Öyle ki, sinirlendiniz. Şöyle kendinizi tutun. İki dakika durun cevap vermeyin. Şöyle bir düşünün. Bir bakın halinize. İki dakika sonra o siniriniz yarıya inmiş. Sabır bu işte.

***

Arkadaşlar okuyun… İç karartmayan, heyecanlandırmayan, maceraya sürüklemeyen türlere dikkat etmek şartıyla istikrarlı bir şekilde bol bol okuyun.
Okudukça stres azalır. Bu arada mutlaka hiç olmazsa haftada bir iki kez de kuran okuyun. O zaman stresiniz daha da azalacak. Okudukça göreceksiniz.
“-Onun bana ne faydası olacak?” diye soranlar var. Oysa okuduğunuz Kuran mealinde, hiç konuyla alakalı olmayan bir kıssada geçen bir cümle size ferahlık ve güven verebilecektir. Örneğin Allah merhametlidir. Merhamet edenleri sever. Allah iyilik edenleri sever gibi cümleler sizlerin gönüllerinde mutluluk haleleri oluşturacaktır. Deneyin göreceksiniz. Dolayısıyla Kuran okumak da insana huzur verir. Stresi azaltır.

***

Arkadaşlar
Bir şey daha söyleyeyim size. Usulünce kılınan namaz stresten kurtulmanın güzel yollarından biridir. Namaz için abdest aldığınızda çok rahatlayacaksınız. Çıplak ayakla çimenlerin üzerinde yürüyüp stres atmak gibi gelir ayaklarınızı yıkamak. (Bu bilimsel sonucu bir Fransız buluyor iyi mi? Bu da işin başka bir boyutu.) Sonra kıyamda ellerinizi bağlarken parmaklarınızın değdiği noktalar, akupunkturda stres tedavi noktalarıdır. (Çin kitabındaki yerler. Onların bizim namazımızdan haberleri yok.) Yine alnınızı burnunuzla birlikte secdeye getirdiğinizde beyninizdeki kan dolaşımının hızlandığını hissedeceksiniz. Dolayısıyla namaz stresten kurtulmak için güzel bir vasıtadır. Bunamayı önler. Sevgili peygamberimiz ne diyor, sıkıldığınız zaman iki rekat namaz kılın rahatlarsınız diyor. Tabii biz namazı Allah rızası için kılacağız. O zaman bu faydalardan da yararlanırsınız.

***

Televizyondaki bir sürü lüzumsuz proğram stres artırır. 32 sene evvel Japonda’da 7 kanal vardı. Bunun ikisi mecburen belirli saatlerde yalnız neşeli güzel proğramlar sunuyordu. Eğer stresten başka bir şey vermiyorsa tv açmayın.

***

Mutluluklarınızı zaman zaman hatırlayın. Bir seyahatte, bir düğünde bir eğlencede yaşadığınız, gördüğünüz mutlulukları beyninizde saklayın. Zaman zaman mutlu günlerinizi, mutlu ve sevinçli anlarınızı hatırlayın. O zamanı hayalinizde yeniden yaşayın. Mesela bir seyahatte bir rehber dedi ki, “-Burada şöyle güzelliklere bakın bakın. Sonra kapatın gözünüzü, gördüklerinizi atın içeri. On gün sonra evde sıkıldığınız zaman burayı düşünün. Bir deniz kenarı akşam güneş batarken…” Gerçekten öyle oluyor. Hoşunuza gidiyor. Bakıyorsunuz. Sonra gözünüzün önüne getiriyorsunuz. Tebessüm ve mutluluk yayılıyor etrafa sizden…
Vaktiyle bir düğünde, diyelim on sene önce oynamışsınız. Yanınızda filan da vardı, falan da vardı. Bunları hatırlamanız sizi ferahlandıracaktır.

***

STRES VE İLAÇLAR

Arkadaşlar,
İlaçlar olmasa bir çok derdimizi yenemeyiz. Örneğin zatürree de ilaç olmaza hastaların % 30’u ölür. Bir ameliyat olmasa, bugün insanların kalp damarları falan değişmese onların yarısı ölür. Bunlar iyi de ilaçların bir de yan etkileri var. İlaçlar mideye dokunur, bağırsağa, karaciğere, dalağa, böbreğe vs dokunur.
Bu seminerde bu sebeple doğal yöntemlere ağırlık veriyoruz. Bu yöntemlerle de stresle başa çıkamadığınız zamanlarda ilaçtan yardım alın. Ama şunu da bilin ki ilaç palyatiftir, ilaç geçicidir. İlacın üstelik yan etkisi vardır. Ama size bir müddet yardımcıdır.
Fakat kusura bakmayın, şu anda strese kullanan otuz kırk çeşit ilaç var. Hangisini kim verecek? İşte bugün en büyük tehlike bu. Hangi ilaç hangi zamanda ne kadar lazım. Bunu kim tayin edecek? Hergün yenisi çıkıyorken öbürü de kötüleniyor. Bu verilen ilaçların birçoğu hastada o anda depresyonu veya agresyonu durduruyor. Ama bunları devamlı kullanmak gerekiyor. Bu kez de yan tesirler baş gösteriyor. İlaç beynin fonksiyonlarına müdahale olabiliyor. Zihninde bir gerilik yapmaya başlayabiliyor. Onun için streste depresyonda mutlaka doktordan yardımı alınmalı.

STRES VE AKUPUNKTUR TEDAVİSİ

Arkadaşlar, eğer bunları başaramıyorsak. İlaç yerine öyle şey bulacaksınız ki onun kadar iyi olacak, onun kadar sürekli olacak, üstelik yan tesirsiz olacak, iyileştirirken diğer organlara zarar vermeyecek.
İşte bu tedavi yönteminin adı akupunktur. Hani seminerin ortalarında demiştim ya… Peygamberimiz emir vermiş İlmi Çin’den alın demişti ya… İşte Çin’de öğrenip alıp geldiğim akupunktur diye bir bilimi uyguluyorum Akupunktur ilaçlarda olduğu gibi dışarıdan bir şey vermiyor vücuda.
Ya ne yapıyor? Bakın özetle anlatayım. İnsanın kendi enerjisini kendi veriyor. Örneğin kolunuzu düşünün. Bir darbe aldınız ve kemiğiniz kırıldı diyelim. Bu ne demektir? İnsanın içinde bu kırığı iyi edecek kudret, enerji, kabiliyet var. Buraya beyinden emir gidiyor. Ve vücut orayı kendi kendine tamir edip onarıyor. O halde vücudun kendi arızalarını, kendi dengesizliklerini, kendi stresini gidermek için gücü var. İşte ben vücuttaki belirli noktaları iğne ile uyarıp beynin o bölgeleri iyileşmesi için harekete geçmesini sağlıyorum. Akupunktur tedavisinin özeti bu.
İşte stres için de depresyon için de vücutta belirli noktaları uyararak vücudun bu rahatsızlığı yenmesini sağlıyoruz.
Ne kadar % 32 kadar. Ya diğerleri? % 60 kendini tedaviye kapatıyor maalesef. Kendini iyi sanıyor. Tedaviye gerek görmüyor.

35 YILLIK TECRÜBE

Arkadaşlar,
Ben 35 senedir bu tedaviyi uyguluyorum. Bu zamana kadar tedavi ettiğim hiçbir astım hastam geri dönmedi. Binlerce hasta tedavi ettim. Onun gibi stresli hastalarım da böyle. Ama enteresan bir ülke dedik ya baştan. Tuhaf.
Biz bunu tedavi ediyoruz. Devlet de bunun bilimsel bir tedavi metodu olduğunu kabul ediyor. Yasa çıkarttı. Üniversitede ders olarak koydu:
“-Ama parasını da öde!”
Ödemiyor. Devlet zayıflama ilacının parasını ödüyor, akupunktur seansının parasını ödemiyor. Ne işe yarıyor zayıflık ilacı, bağırsağı bozmaktan başka. Anlatabildim mi?
“Bu tedavi metodu bilimseldir” diye kendi diyor. Ama bilimsel olarak kabul ettiği tedavinin masrafını üstlenmiyor.
Ben bu konuda TBMM’deki yetkili şahsa gittim. Altı sene evveldi. Ne dese beğenirsiniz?
“-Doğru söylüyorsunuz beyefendi, çok haklısınız bunun parasını ödemek lazım. Benim de eşim bu yöntemle tedavi oluyor.”
“-Eee?”
“-İşte dosya hazırlanmış da, meclise sevk olacakmış da… “
Aradan onca zaman geçti nala dosya Meclisin gündemine gelecek. Oysa SSK ve Bağ-kur nasıl diğer tedavileri üstleniyorsa bunu da üstlenmelidir.

SONUÇ

Demek ki, stresten kurtulmak için, önce stresli olmamaya özen göstereceğiz. Stresten kurtulmak için ya kendi kendimize doğal yöntemler ve telkinlere baş vuracağız. Veya ilaçlarla tedavi etmeye çalışacağız. Veya masrafını sağlığımızı düşünerek cebimizden karşılayıp bu en zararsız, üstelik en faydalı ve en etkili yöntem olan akupunktur tedavisine müracaat edeceğiz. Çünkü stres sonuçta hayatı kısaltıyor. Bunamaya varana dek yaşam kalitesini etkiliyor. Hepinize sağlıklı ve stressiz günler diliyorum.

Konuşma metin editörü:
Ünal Bolat